NİYAZIN
HAKK'A, NİYAZIM HAKK'A Ne Demek ,
Anlamı Nedir? :
Bu
sözle asıl niyazın Allah'a yapılması gerektiği bildirilir. Bir
insandan bile bir
şey isterken, mesela bir dolmakalem isterken, nezaket, edeb, usûl ve erkana
riâ'yet etmeye
çalışmak gerek...
Zira, Allah'tan da istemenin kendine göre bir inceliği, adabı vardır, işte bu
yüzden,
"insanlara"
teşekkür etmesini bilmeyen, Allah'a şükür etmesini bilmez" denmiştir.
Esasen, insanın dıştaki
yapılanması, içteki
yapılanmasının, gözle görülen bir yansımasıdır. Dış neyse, iç odur. Dışta edeb,
erkan,
incelik gözetmeyen
kişilerin, iç âlemleri de aynı durumdadır. Sûfiyyenin dış edeblerindeki takva
ve veraya
dayalı erkan, usûl
çokluğu, tasavvuf sisteminin dışındakilerce, hep yanlış anlaşılmış, olaydaki
incelik
farkedilmemiş, bu
yüzden tasavvufî tekâmül yolları, "islâm'dan ayrı, bir başka din"
denilecek kadar, yanlış
yargılara muhatap
olmuştur. "Deyn" ile ilgili âyette fetvadan takvaya, ondan da veraya
uzanan alternatifli,
fakat yol aldıkça
derinleşen bir uygulamalar zinciri buna örnek teşkil eder. (Bakara/279-280).
Fetva Ne Demek , Anlamı Nedir? : 1-
Borçlunun, zamanı gelince, borcunu mutlaka ödemesi gerekir. Farzdır. Faiz olan
kısmı alınmayıp
ana para alınır.
(Feleküm rüûsu emvâliküm).
Takva Ne
Demek , Anlamı Nedir? : 2- Borçlu dardaysa, (fenazıratun ilâ meyserah)
borç veren kişinin isteğine bırakılmış, yani borçluya
biraz daha mühlet
verilmesi tavsiye edilmiştir. Borç veren, Allah tarafından bir başka incelik
boyutu
gösterilerek,
mecburiyete değil, kendi isteğine bırakma ile mühlet verme tavsiyesine
yönlendirilmiştir. Yani
mecburi bir farz
olayı söz konusu değildir.
Vera Ne Demek , Anlamı Nedir? : 3-
Borçlunun borcunun tamamının affedilmesi. Bu da kulluk zirvesidir, kişiye
bırakılmıştır. Farz
değildir, (ve en
tesaddekû hayrun leküm).
İşte Kur'an-ı Kerim
açısından, "Borç ödenmesi" olayında, üç alternatifli bir islâm
sunulması, mecbur olan
(farz) ve olmayan
(nafile, tatavvu) yönlerde açılımlar gösterilmesi, üç ayrı islâm'ın olduğunu
göstermez,
aksine, aynı dinî
uygulamada, insanların diyanetlerine göre farklılık içinde derinleşen boyutlara
ulaşabilmeye
açılan hassas bir
kulluk dengesinin, Allah tarafından tavsiye edilmesi söz konusudur. Borç ödeme
ayetindeki
fetva, takva, vera
(ki hepsi de İslâm'ın kendisidir) boyutları göz önüne alınırsa, sûfiyye, fetva
değil, takva ve
vera boyutlarında
yarışan kişiler olarak görülür ve bu da, ikinci bir din değildir. Bu inceliği,
şu olayda, daha
özlü biçimde
görebiliriz. Şeyban er-Râi'ye sorarlar. "Beş devenin zekatı nedir?"
Şeyban Ne Demek , Anlamı Nedir? :
"Size (fetvaya) göre
mi, bize (takva ve
veraya) göre mi?" diye sorunca, karşısındakiler şaşırır. Öyle ya, din
bir Ne Demek , Anlamı Nedir? : o
da, İslâm! Acaba
ikinci bir din mi
var ki, sualin cevabı ona göre olacak merakla... "Her ikisine göre cevab
verebilirsiniz." derler.
Şeyban "Size
(fetvaya) göre beş devenin zekatı bir koyundur. Bize (takvaya, veraya)
gelince... Allah yoksul
garip, yetim, dul,
muhtaç kulları çok, yiyecek bulamıyorlar. Bu yüzden biz beş devenin tümünü
veririz, (yani
bize göre, 5 devenin
zekatı yine 5 devedir). "Muhatablar şaşırır ve bu davranışa delil
isterler. Oda Hz. Ebu
Bekir (r)'in malının
tümünü verme olayını örnek olarak verir.
İşte, bu olayda
görülen ilk grupa mensup olanlar, ikinci gruptakileri anlayamamış ve
"ikinci bir din"
yaftasını rahatlıkla
yapıştırmışlardır. Olayın özü budur, fefhem!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder